“Talim Terbiyenin Asıl Amacı İyi Vatandaş Yetiştirmektir”
Genel Yayın Yönetmenimiz Eyüphan Kaya 2026-2027 Talim Terbiye yılı münasebetiyle Güneydoğu Güncel gazetesine bir röportaj verdi. İşte röportajın tam metni, incelemeniz dileğiyle.
Güneydoğu Güncel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni M. Zeki Özer, 2026-2027 Talim Terbiye Yılı’nın başlaması dolayısıyla Eğitimci-Yazar Eyüphan Kaya ile eğitim sisteminin mevcut durumunu, velilerin okula ilgisini, öğretmenlerin sorumluluklarını, okul yöneticilerinin rolünü ve lise eğitiminin zorunluluğunu konuştu. Kaya, “Hayatın içinde rolünüz ne olursa olsun, bir günde iki işiniz varsa biri Talim Terbiye olsun, diğeri istediğiniz işi yapın” dedi.
Mehmet Zeki Özer Özel
Özer: Genel olarak Talim Terbiye durumunu nasıl görüyorsunuz?
Kaya: Ne yazık ki 1949 yılında Mısır’ın Kahire kentinde Amerika ile yapılan Fulbright Anlaşması’yla Talim Terbiye sistemimizin müfredat açısından ABD’nin gözetimine girdiğini düşünüyorum.
İman, edep, marifet, irfan ve hikmet gibi kavramlardan arındırılmış bir eğitim anlayışıyla öğrencilerimizi ağırlıklı olarak Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, bir dereceye kadar Coğrafya ve bana göre sağlıklı verilmeyen bir Tarih dersiyle yetiştiriyoruz.
Oysa müfredat, insanın sadece zihnini değil, ruhunu da beslemelidir. Ruhunu doyuracak bir eğitim anlayışından uzak olduğumuz için maalesef iyi vatandaş, iyi devlet adamı ve iyi siyasetçi yetiştirme konusunda ciddi sıkıntılar yaşadık.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise zaten son derece sorunlu bir müfredat anlayışının bulunduğunu düşünüyorum.
Bu sözleşme hâlâ iptal edilmiş değil. Fulbright Anlaşması’nın yürütme komisyonu, dördü Amerikalı, dördü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere sekiz kişiden oluşuyor. Oyların eşit çıkması durumunda Amerikan konsolosunun görüşünün belirleyici olacağı yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Böyle bir eğitim anlayışından ülkemiz adına nasıl hayırlı bir sonuç bekleyebiliriz?
Mevcut Bakanımız Yusuf Tekin’in fiilî olarak bu etkinin bir bölümünü azalttığını düşünsem de maalesef söz konusu anlaşma hâlâ yürürlükte.
Bir başka önemli konu da burslar üzerinden yürütülen insan kaynağı politikasıdır. İddialara göre bazı kişiler burslarla Batı ülkelerinde eğitime gönderilmiş ve dönüşlerinde devletin önemli noktalarında görevlendirilmiştir. Bana göre bunun en tehlikeli taraflarından biri de budur.
Özer: Velilerin okula olan ilgisini nasıl buluyorsunuz?
Kaya: Ülke genelinde olduğu gibi şehrimizde de velilerin Talim Terbiye sürecine yeterince ilgi göstermediğini görüyorum.
Hâlbuki okul ile ev arasında ciddi bir koordinasyon olmalıdır. Öğrenci, okulda aldığı eğitimi okul dışında da davranışlarıyla ortaya koymalı ve sahip olduğu vasıfların gereğini yerine getirmelidir.
Sivil toplum kuruluşları içerisinde tabelasını rahatlıkla okulun bir odasına asabilen ve doğrudan Talim Terbiye sürecine katkı sunabilecek en önemli yapı Okul Aile Birlikleridir.
Ne yazık ki velilerin çoğu bu birliğe yeterince sahip çıkmıyor. Her yıl eğitim-öğretim yılının ilk iki ayında Okul Aile Birliği yönetimi yenileniyor. Birden fazla adayın çıkması, velilerin yönetime talip olması ve aralarında demokratik bir yarış yaşanması gerekirken, çoğu zaman yönetime girecek insanları dahi zor buluyoruz.
Bu durum, velilerin okula ilgisizliğinin açık bir göstergesidir.
Duyarlı insanlara buradan sesleniyorum: Okul Aile Birliklerine sahip çıkın, okula renk katın, değer katın.
Özer: Öğretmenlere bir diyeceğiniz var mı?
Kaya: Öğretmenlerimizin toplumun inanç ve kültürel değerleriyle barışık olmaları gerekir.
“Lisan-ı hâl” dediğimiz, yani söz ve davranışlarıyla hem öğrencilere hem de topluma örnek olmaları önemlidir.
Maalesef bu konuda ciddi sıkıntılar yaşadığımızı düşünüyorum. Şehrimizde ucuz siyasetle varlığını sürdürmeye çalışan, mesleki açıdan sorunlu öğretmenler olduğu gibi; öğrencilerine örnek olması gereken bazı öğretmenlerin yaşam tarzları ve mesleki tutumları da tartışma konusu olabiliyor.
Özellikle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin öğrencilerine örnek olması gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde İmam Hatip liselerinde görev yapan yöneticilerin de okulun misyonuyla uyumlu bir duruş sergilemeleri gerektiğine inanıyorum.
Ancak burada şunu da özellikle belirtmek isterim: İnsanların özel hayatı veya görünüşü üzerinden değerlendirme yapmak yerine, eğitimcilerin mesleki yeterlilikleri, öğrencilerine örnek olup olmadıkları ve görevlerini hakkıyla yerine getirip getirmedikleri esas alınmalıdır.
Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde öğretmenlik mesleğinde performans ve sözleşmeli çalışma modelleri uygulanıyor. Çalışkan öğretmenle görevini yeterince yerine getirmeyen öğretmenin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Mesleğinin gereğini yapamayan öğretmenle ilgili de etkili bir değerlendirme ve denetim mekanizması bulunmalıdır.
Keşke bazı sorunlu öğretmenler hiçbir şey yapmadan maaşlarını alsalar; hiç olmazsa öğrencilerin geleceğiyle oynamamış olurlardı.
Özer: İdarecilerin Talim Terbiye’ye etkisi istenilen durumda mı?
Kaya: Son yıllarda okul müdürlerinin dört yıl arayla yer değiştirmelerini olumlu bir uygulama olarak görüyorum. Ancak bunun eksik bir tarafı var.
Okul müdürleri görev yapacakları okulu seçerken dört yıllık bir eylem planını Millî Eğitim Müdürlüğüne sunmalıdır. Birinci, ikinci ve dördüncü yıllarda neleri gerçekleştirmek istediklerini somut biçimde ortaya koymalıdırlar.
Sadece kâğıt üzerindeki denetimlerle okullardan kayda değer bir verim elde etmek kolay değildir. Denetim, sonuç odaklı ve sahadaki gerçekliği dikkate alan bir anlayışla yapılmalıdır.
Tabii okul müdürlüğü zor bir iş. Öğretmenle, veliyle, öğrenciyle, çevreyle ve üst yönetimle aynı anda uğraşmak kolay değildir.
Onun için güzel söylemişler: “Okul, müdürü kadardır.”
Özer: Lise eğitiminin mecburi olması günümüz şartlarına uyuyor mu?
Kaya: Talim Terbiye açısından “mecburi” ve “zor” kavramlarını kullanmanın doğru olmadığını düşünüyorum.
Biz bu sürece Vatandaşlık Eğitimi diyebiliriz. Bence 1+4+4 şeklindeki toplam dokuz yıllık eğitim yeterli ve zorunlu temel eğitim kapsamında değerlendirilebilir. Lise süreci ise isteğe bağlı olmalıdır. Lise eğitiminin süresi de iki veya üç yıl olabilir.
Açık liseye geçiş de kolaylaştırılmalıdır.
Liseye devam etmeyen öğrenciler mesleğe yönlendirilmelidir. İsteyen herkese mesleki eğitim imkânı verilmeli, isteyen öğrenci eğitimine devam ederken isteyen de çalışma hayatına geçebilmelidir.
Ben, lisenin zorunlu olmasının toplumun önemli bir kesiminin hayatından dört yıl çalmak anlamına geldiğini düşünüyorum.
Özer: Öğrencilere ne tavsiye edersiniz?
Kaya: Öğrencilik hayatı, insanın hayatındaki en önemli süreçlerden biridir. Öğrencilik hayatının hakkını veren bir öğrenci, sonraki hayatının temelini sağlam attığı için daha rahat bir hayat yaşayacaktır.
Bir örnek vererek anlatmak istiyorum.
Lisede vaktini yaramazlıkla geçiren bir sınıf arkadaşım vardı. Mezuniyet sonrasında bir alışveriş merkezinde karşılaştık. Ben dershane öğretmeniydim, o ise çaycı olarak çalışıyordu.
Kendisine, “Kardeşim, ne kadar kazanıyorsun?” diye sordum. Ayda 200 bin lira kazandığını söyledi.
Ben de “Bak, ben ayda 2 milyon lira kazanıyorum. Tam on katı” dedim.
Bu örneği küçümsemek için anlatmıyorum. Her meslek değerlidir. Ancak öğrencilik döneminin iyi değerlendirilmesi, insanın ileride sahip olacağı imkânları ciddi şekilde etkileyebilir.
Onun için öğrencilerin çok çalışmaları gerekiyor. Planlı olduğumuz zaman 24 saat, yapmamız gereken her şeye yeter.
Özer: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Kaya: Çok şey söylenebilir. Ancak ben şu ifadeyi paylaşmak istiyorum:
“Hayatın içinde rolünüz ne olursa olsun, bir günde iki işiniz varsa biri Talim Terbiye olsun, diğeri istediğiniz işi yapın.”
Okullarımız, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz varsa ve bundan bir sonuç elde edemiyorsak hepimiz sorumluyuz.
Son sözüm bu olsun. Detayına inersek bunun sonu gelmez.
2026-2027 Talim Terbiye Yılımız hayırlı ve bereketli olsun.
Tarih: 10-09-2026