-
Abdulkerim kızıltoprak
Tarih: 05-06-2026 20:37:00
Güncelleme: 05-06-2026 20:37:00
Pazar alışverişlerimde benim dikkatimi çeken asıl unsur, tezgâhtaki ürünlerin çeşitliliğinden ya da kalitesinden ziyade, satıcının o ürünü sunuş biçimidir. Çünkü bir insanın üslubu, onun hem şahsiyetinin hem de işinin asıl vitrinidir. Müşterisine karşı laubali bir tavır takınan, sigara dumanını pervasızca etrafa savuran, terazinin adaletini gözetmeyen ya da başını cep telefonundan kaldırmaya tenezzül etmeyen satıcılardan alışveriş yapmamayı kendime bir ilke ve etik bir duruş edindim.
Geçenlerde uğradığım bir semt pazarında, bu durumu bir kez daha gözlemleme fırsatım oldu. Hani bir söz vardır: "Herkes kendinde olanı satar." Bu sözün doğruluğuna, pazar meydanında bir kez daha şahitlik ettim. Evet, herkes tezgâhındakini satıyordu satmasına ama sunumlar arasındaki fark, çok bariz bir şekilde ortadaydı. Pazarcıların o aşina olduğumuz gür sesleri yükseliyordu pazarda. Kimisi malına estetik güzellemeler diziyor, kimisi de müşteri çekmek için nezaket sınırları içinde iltifatlar yağdırıyordu: "Buyurun efendim, ürünün güzeli de ucuzu da burada!"
Bir tezgâha yanaşıp fiyat sorduğumda, satıcı yüzüme bile bakmadan, istediğim poşeti ise yanındakiyle yaptığı hararetli sohbeti bölmemek için bir türlü bana uzatamadı. Bu ilgisizlik ve değersizlik hissi karşısında, daha fazla beklemeden ve hiçbir şey almadan oradan ayrıldım.
Hemen ardından yöneldiğim bir başka tezgâhta ise bambaşka bir manzara beni karşıladı. Satıcı beni büyük bir hürmetle buyur etti. "Bir tadına bak abi, almak zorunda değilsin," diyerek ikramda bulundu. Sorduğum fiyat bir önceki tezgâhtan daha yüksek olmasına rağmen, satıcının emeği ve işine duyduğu saygı göz dolduruyordu. Elindeki temiz bezle tezgâhtaki ürünleri tek tek siliyor, pırıl pırıl tezgâhına nakış işler gibi özenle diziyordu. Alışverişimi tamamlayıp ayrılırken de arkamdan, "Teşekkür ederiz abi, ayağına sağlık, kesene bereket," dualarıyla uğurladı. Kuşkusuz bu başarılı bir satış tekniğiydi ama her şeyden önce insani bir yaklaşım, bir "gönül kazanma" sanatıydı.
İster bir pazar tezgâhının arkasında olalım ister modern bir plazada ya da devlet dairesinde, insanla muhatap olan herkesin yapıcı bir dile, iyi bir iletişime ve nazik bir üsluba ihtiyacı vardır. Tatlı dil ve yumuşak söz, insan ilişkilerinin en kilitli kapılarını bile açan sihirli bir anahtardır.
Kısacası hayatta ne sattığımız, ne ürettiğimiz veya hangi fikri savunduğumuz önemlidir, ancak onu nasıl sunduğumuz çok daha önemlidir. Ve unutmayalım ki, "Herkes kendinde olanı satar" derken mesele sadece pazar esnafıyla sınırlı değildir. Bizler hayatta hangi konumu, makamı, unvanı veya sorumluluğu temsil ediyorsak, o konumun hakkını layıkıyla vermek zorundayız. Aksi takdirde, ardımızda sadece başarısız bir iş değil; ağır bir vebal, ödeyemeyeceğimiz bir kul ve kamu hakkı bırakmış oluruz