beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

15 TEMMMUZ’U KİTABINDAN OKUMAK

          Tekerrür, öncekileri iyi okuyamamaktan kaynaklanır.

           Çıban gibi nükseder.

           Müslüman halkın inancını karşı tehlike olarak görenlerin ellerindeki en büyük koz askeri darbelerdir. Demokrasiye balans ayarı klasiği!..

           Bu ecnebi ayar, her on yılda bir halktan öfkesini almadan yerine oturmaz.

           Devlet gücünde ittihatçıların devamı  sayılan Sabetayist kesim hala yetkili.            İktidarın görüşünde olan kadrolara bakın, yüzde doksanı yardımcı, diğerleri amir. Siyonist kapitalin etkinliği piyasalarda devam ediyor.

          İlerlemelere rağmen bu pas tutmuş zihniyet aşılamadı.

           Sade o kadar mi?

           “Değişmez değiştirilmesi de asla teklif edilemez” anayasal Kemalist mantığı sabitleşmiş haliyle duruyor. Adeta  Demokles ’in Kılıcı. Sandıkta halktan vize almış olsa bile  Anıtkabir’e gidip ölüye tapınmaya mecburdur.

           Değilse hak ettiği koltuğa oturamaz.

           O halde sormuş olalım.

           Egemenlik, hanı kayıtsız şartsız milletindi?

           …

           O halde FETÖ kitabını iyi okumamız gerekiyor.

           İsrail servisleriyle yakın teması olan Gülen’e, hizmet adı altında Pentagon’un 140 adet cemaat okulu takdim etmesi boşuna değildi.

           Üstelik  finans kaynağı olarak her yıl 800 milyon dolar.

         Görülmemiş büyük bir imkân, karşılığı elbette ki olacaktı.

           Gülen, içte de yalnız değildi.

           Başta Ecevit olmak üzere solun ve sağın siyasi güçleri de arkasında.

           …

           Olan oldu da sonuçta nereden nerelere geldiğimize  bakalım.

           İşte o günler, MHP’nin Oktay Vural  adındaki serdengeçtisi, iktidar aleyhine konuşurken çocuklar ekranlardan uzak tutuluyordu.  Aynı şekilde, Bahçeli’nin de ağır tehditleri vardı. “Divanı harbe vermezsem namerdim.”

           Sonra hepsinin üzeri çizilerek el frenlerini çekmiş oldular.

           Ne değişti ki Bahçeli Cumhur İttifakı’nın ortağı oldu?

            Şimdi de, “Anayasa’nın laiklik maddesine dokundurmam”  diyor.

           Belki de haklı! Çılgın muhalefet cephesinden iktidar cephesine koşup geldiğine göre  ciddi anlamda bir bildiği veya üstlenmiş olduğu bir görevi vardır.

           Benzerini Refah Yol iktidarında gördük.

           Laikliğin  sıkça eleştirilmesinden rahatsız olan kesime Çiller, “Ben bu hükümette laikliğin teminatı olarak bulunuyorum” şeklinde cevap vermişti.            Şimdi de ayni misyonu  Bahçeli üstlenmiş oluyor.

           O yüzden eski anayasada  olduğu gibi “Devletin dini İslam’dır” şeklindeki  değişikliği  bu iktidarın yapma imkânı pek de görülmüyor.

           Ak umutlar bir dahaki bahara kaldı.

           …

           Gelelim sadede…

           15 Temmuz darbesi, halk sokaklara dökülerek önlenmiştir anlayışına başından beri sıcak bakmadığımı ifade etmek isterim. Düşünceme göre, darbeyi bitirmekle bitirmemenin hesapları önceden yapılmıştır. O günkü şartlarda darbeye karşı çıkanlara sözümüz yok, kahramanca canlarını verenleri de rahmetle anıyorum. Ancak darbelerin gözü karadır, girişti mi üçe beşe bakmaz, kırar geçirir. Sisi üç yüz kişiyi gözden çıkararak koltuğuna oturabildi.

           27 Mayıs darbesi, ülkenin başbakanı ile bakanlarını ipe çekmiştir.

          Darbecilerin sahip oldukları imkânlara karşı halkın sloganlarla direnişi, fazlaca kafa yormaya gerek kalmadan kendini ele veriyor. Ellerinde;   3992 hafif silah,246 zırhlı araç, 74 tank,37 helikopter, 24 F16, 11 uçak, 3 savaş gemisi bulunan darbeciler,  Genel Kurmay Başkanından kuvvet komutanlarına kadar devletin en üst gücünü esir almıştı. Atatürk Hava Limanı da ellerinde.

           Meclis, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Polis Özel Harekat Merkezi, meydanlar bombalanmıştı. Gölbaşı Polis Özel Harekat merkezinde 37 kişi şehit.            Ölenlerin sayısı asker sivil 251 kişi ile ifade ediliyor.

           Peki ne kaldı geriye?..

           Akıl var mantık var…

           Devletin imkânlarını en üst seviyede ele geçiren darbecilerin karşısında örgütlenmemiş üç yüz kişi ne anlam ifade eder, neyi değiştirir?

            O halde ne?..  İstihbarat oyunu dedik.

           Tam da dereden karşıya geçmekle yarıda bırakmak!

           Darbe tamamlanmış olsaydı iktidar “Yurtta Sulh Cihan da Sulh” kadrosunun eline geçmiş olacaktı. Ha hasan ha Hacı Hasan! Derenin tam da ortasında bırakılması halinde şekli değişir. İktidar eski gücünü bulamaz, İslam’ı kesim bölünür, parçalanır, kıyamete kadar birbirleriyle çarpışırlar.

            Şimdi bakalım… Aradan on yıl geçti, kültürel alanda kazançlarımız belli, her türlü kirliliğe hürriyet tanıyan  fakat sadece İslam’a hak tanımayan ithal demokrasiye sadakat, övgü. Kemalizm’e selam ve de övgüler.

           Belki de tarih tekerrür ediyor.

           “Allah bizimle beraberdir” deme yerine otoriteye baş eğelim de işimiz yürüsün anlayışı, bir bakıma köprüden geçememe çaresizliğidir.

           Hatta gerekirse ayıya dayı da diyelim!..

           Bu akıl her zaman hayra alamet olmuyor, inşallah bu da hayırsız olmaz, milletin duası gelip gelir. 

Bu yazı 928 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum