-
Suna İlhan
Tarih: 09-06-2026 18:50:00
Güncelleme: 09-06-2026 18:50:00
Laf deyip geçmemek lâzım. Atalarımızın dediği gibi: "Söz vardır baş keser, söz vardır savaş keser."
Nasıl ki birbirine yabancı olan bir kadın ve erkek sadece "aldım, kabul ettim" diyerek evleniyor; veya önünüze konulan bir sözleşmeye "okudum, anladım" diyerek attığınız tek bir imzayla şirket kurup mülk sahibi oluyorsanız, aynı şekilde tek bir sözle de bir dine girebilir veya o dinden çıkabilirsiniz.
Her Müslüman bilir ki, kelime-i şehadet getiren bir kişi anında Müslüman olur; bu kişi isterse kırk yıllık bir putperest, Hindu, Hıristiyan veya Yahudi olsun. Ancak aynı şekilde, kırk yıllık bir Müslüman da tek bir kelimeyle kendisini İslam dairesinin dışında bulabilir.
Peki, Bu Nasıl Gerçekleşir?
Dinin kesin esaslarından (zarurat-ı diniyye) birinin bilerek inkâr edilmesi, hafife veya alaya alınması kişinin dinden çıkmasına (irtidat) sebep olur. Örneğin; Allah’a, Peygamber’e veya dini açıdan mukaddes olan değerlere küfreden, namazı ve orucu inkâr eden kişi İslam dininden çıkmış olur.
Olay sadece dinden çıkmakla kalsa, "Hemen tövbe et, kelime-i şehadet getir" diyerek kişiyi kolayca İslam'a döndürebilirsiniz. Ancak konu bu kadar basit değildir. Çünkü:
Hanefi mezhebine göre: Eşlerden birinin dinden çıkmasıyla evlilik (nikâh) kendiliğinden sona erer. Kişi tövbe edip İslam'a dönse bile, yeni bir nikâh akdi yapılmadan evlilik hayatına devam edemez.
Şafii mezhebine göre: Dinden çıkan kimse iddet müddeti (bekleme süresi) içinde tövbe edip İslam'a dönerse, yeni bir nikâha gerek kalmaksızın evliliği devam eder.
İnançsızlık veya dini değerlere hakaret amacıyla değil de sırf ağız alışkanlığıyla dinden çıkmayı gerektiren sözlerin söylenmesi büyük bir günahtır. Ancak tercih edilen görüşe göre; bilinçsizce söylenen bu sözlerle kişi dinden çıkmaz ve nikâhı bozulmaz. Çünkü burada asıl maksat, dini değerleri hafife almak değildir. Yine de bu tür sözleri sarf eden kişinin tövbe-i istiğfar etmesi ve aynı hataya düşmemek için gayret etmesi gerekir.
Bir insan yakın zamanda Müslüman olmuşsa veya dini bilgileri öğrenmenin zor olduğu bir coğrafyada yaşıyorsa, küfür içeren bir söz için "Ben bunun küfür olduğunu bilmiyordum" demesi mazeret kabul edilir. Bu iki şartı taşımayan kimsenin cehaleti ise özür sayılmaz.
Günümüzde bilgiye erişim çok kolaylaştığından, artık "cehalet" değil, sadece "bilgiye erişme isteksizliği" vardır.
Küfre düşen bir Müslüman tövbe edip kelime-i şehadet getirerek İslam'a dönerse geçmiş sevapları silinir, ancak (tövbe edilmeyen) günahları geri gelir.
Eğer bu kişi zenginse, daha önce yapmış olsa bile hac ibadetini yeniden ifa etmesi gerekir. Çünkü önceki manevi hesabı silinmiştir. Yılların birikimi olan bir eserin bilgisayar ekranından tek bir tıkla silinmesi gibi korkunç bir durumdur.
Bu açıklamaların amacı insanları korkutmak değil, daha dikkatli olmaya yönlendirmektir. İslam alimleri, "elfaz-ı küfür" kapsamındaki kelimeleri açıklarken insanları uyarmayı hedeflemiş, bu sözleri söyleyen kişileri doğrudan kâfir ilan etmemişlerdir.
Burada esas alınacak ölçü su şekildedir:
Müslüman olduğunu beyan eden bir kişiye asla kâfir denilemez. Bir insanın küfre düştüğüne ancak yetkin bir ilmî heyet karar verebilir. Kişi önce tövbeye davet edilir; reddederse hüküm verilir.
Günlük hayatta karşımıza çıkan bazı sözlerin ve arkasında yatan tehlikelerin ne olduğuna kısaca bakalım:
-"Allah baba" diyerek Hıristiyan akidesine benzemek.
-"Allah gelse seni elimden alamaz" diyerek acziyet isnat etmek.
-"Ben bunun Allah'ını yaparım" diyerek yaratma sıfatını hafife almak.
-"Burayı Allah unuttu" diyerek Allah’a unutma sıfatı vermek.
-"Kul darda kalmayınca Hızır yetişmez" diyerek (şayet Allah'ın izni ve takdiri unutuluyorsa) hataya düşmek.
-"Zalim/kahpe felek" diyerek kadere ve dolayısıyla takdir edene sitem etmek.
-İlk insanın (Hz. Adem) vahşi/yarı maymun olduğunu iddia ederek ayetleri inkâr etmek.
-Görmediği gerekçesiyle cinleri (kesin dini hükümleri) inkâr etmek.
-"Bu kadar kâfir cehennemi doldurur, bize cennet kalır" diyerek ilahî rahmet ve azapla alay etmek.
-"Allah akıllıdır" diyerek O'nu beşerî sıfatlarla nitelemek (Allah akıl üstüdür, Alîm'dir).
-Ahiret halleriyle dalga geçmek.
-Haramlığı kesin olan şeyleri yaparken (içki, kumar vb.) besmele çekmek.
-Haram olan birine bakarken "Güzele bakmak sevaptır" (Aslı: "Güzel bakmak sevaptır") diyerek haramı meşrulaştırmak.
-Kâfirlerin dinî âyin ve sembollerini beğenip benimsemek.
Bunların yanında bir de şarkı sözlerindeki tehlikeler vardır:
-"Secde ettim taparcasına"
"Bir sana taptım bir Tanrı'ya"
"Kader utansın" / "Kaderin oyunu mu bu?"
"Madem unutacaktın beni neden yarattın?"
"Kuluna kul oldum, severek taptım"
"Rabbim adaletin bu kadar mı?"
"Cenneti değişmem saçının bir teline"
Daha pek çok örnekler var lakin konu uzamasın diye bu kadarla yetindik...
Rabbim bizi, elimizin de dilimizin de şerrinden korusun. Âmin.